Anne ve babalara yönelik

Anne ve babalara yönelik kategorisindeki tüm yazılar

Çocuklara tasarruf alışkanlığı kazandırmak…

05 Aralık 2013 Tarihinde minikyildizlar Tarafından yayımlandı

20131205_162633

Çocukların tasarrufa, yani ekonomiye alıştırılması her dönemde aslında önemli olması gereken bir konudur. Günümüzün koşulları artık bunu zorunluluk haline getirmiştir. Her konuda tüketim boyutlarının zirveye ulaştığı günümüzde acaba çocuğumuz bunu devam ettirebilecek mi?

Çocuğumuzun yarınlarının güven altında olduğunu hiçbirimiz söyleyemeyiz. Ayrıca, bencilce sadece çocuğumuz mu tüketmeli? Dünyamızda aç, susuz hayat yaşayanlar varken…

Ekonomistler, dünyada tüketime dayalı bir düzen tercih ettiler. Belki, deneyerek görmek gerekiyordu. Belki de bu kadar değildi ve bizler işin ucunu kaçırdık. Tüketildikçe, üretim ivme kazanıyordu. Ancak, gelecek nesillere nasıl bir dünya bırakacağız, ya da umutlar gittikçe tükeniyor mu?

Dünyadaki doğal kaynaklar yok ediliyor, sular, topraklar, yiyecekler, ormanlar…Çocuklarımıza bazı değerleri öğretmek ve günlük yaşantımızın içine güzelce yerleştirmek gerekiyor. Okulda, erken çocukluk eğitim kurumlarında eğitim, ders olarak veriliyor. Belki uygulamalar da yaptırılıyor, ancak evde devamını yetişkinler getirmeli. Eğitim, evde de pekiştirilmezse bir yanı eksik kalır ve verim elde edilemez.
Burada yetişkinlerin model olması önem kazanmakta. Özellikle anaokulu çağlarında çocuklar, anne-babalarını dikkatle izlerler. Onları taklit ederek büyürler.
Evde, kullanılmadığı sürece muslukların kapatılması, bu süre kısa bile olsa önem verilmesi gerekmektedir. Banyo, mutfakta damlayan, ancak önemsenmeyen su giderlerinin en kısa zamanda tamir edilmesi gerekmekte ve çocuğa bu arada fırsat eğitimi verilmelidir. Çocuk, tamirci ile diyalog içinde bile olabilir.
Bunun dışında, kâğıt tüketimi fazla olmakta, çeyrek karton, üç-beş satır yazılmış kağıtlar, biraz küçülmüş kurşun kalemler çöpe atılmakta… Hep bu tarz tüketmelerde ormanlara dikkat çekilmeli, kendi olumlu davranışlarımızı söyleyerek çocuğumuza kavratmalıyız.

Ekmek, gerektiği kadar alınmalı, fazla kaldıysa değerlendirilmesini çocuğumuzla birlikte yapmalıyız, yumurtalı ekmek, köfte için hazırlama, tatlı yapma gibi… Küflenmiş ekmek, diğer canlılar için de sağlıklı olmadığı için küflendirmeden değerlendirilmelidir. Islatılarak, kuşlara verilebilir, yine hem hayvan sevgisi hem de değerlendirme açısından düşünülebilir.

Okunmuş kitapların, ihtiyacı olanlara verilmesi, az kullanılmış giysilerin gereken yerlerde ihtiyaç sahiplerine verilmesi gibi konularda çocuğumuzla bir bütün olarak çalışırsak, sosyal sorumluluğa da destek vermiş oluruz. Kendimizde, çocuğumuzda manevi olarak doyum sağlamış olur.

Okula giderken çocuğumuza verdiğimiz harçlığı düzenli ve dengeli; uygun yerlere harcama alışkanlığı kazandırabilmekte, ekonomik harcamaya yönelik eylemdir. Çocuğa ne yeterinden çok fazla bir harçlık verilmeli, ne de yetmeyecek kadar olmamalıdır. Verilen harçlığın bir kısmı biriktirilebilir olmalıdır ki tasarruf kavramı yerleşebilsin. Tabi ki burada anne-babanın takibi önem kazanmakta. Çocuk bir takım ihtiyaçlarını kendi biriktirdiği kazanımlarından karşılayabilmeli, çok istediği bir şeyi parasını biriktirerek alıp, sahip olabilmelidir.

Enerji sarfiyatı ile ilgili “nasıl olsa ödemesini yapabiliyorum” şeklinde düşünmemek ve çocuklarımıza enerjinin olmadığında yaşamımıza etkilerini kavratmak gibi bir misyonumuzun da olduğunu unutmamak gerekir. Üretilen enerji bir takım kayıpları da beraberinde getirmekte… Dünya kaynaklarının tükenmesinden, can kayıplarına kadar uzanan bir süreç izlenmekte olup, küçümsenmeyecek boyutlara ulaşmaktadır.
Küçük yaşlarda öğrenilenlerin kalıcı olduğu ve alışkanlık olarak yerleştiği düşünülürse; tasarrufa gereken önem verilmeli, çocuklarımıza iyi bir model yetişkin olmalıyız.
ÖZNUR SİMAV

Alıntıdır.

20131205_162619

20131205_162742

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE ÇOCUKLARDA SAYI KAVRAMININ KAZANILMASI

17 Kasım 2013 Tarihinde minikyildizlar Tarafından yayımlandı

Sayı Kavramı

Okul öncesi dönemde birçok çocuk 10’a, 50’ye veya 100’e kadar hatasız sayabilirler. Fakat bu sayma ezbere saymadır ve bu onların sayı ve işlem kavramını kazandıklarını göstermez. Çünkü ezbere sayma, kişinin bir ritm öğrenir gibi aynı yolla sayı isimlerini tekrarlama ile saymasıdır (Decker 1990, Kennedy ve Tipps 1997

Okul öncesi çocukların sayı kavramını kazanmaları; birbirine benzeyen nesneleri sınıflara ve gruplara ayırmaları yani sınıflandırma becerisi, nesnelerin farklılıkları arasında bir düzenleme yapma yani sıralama becerisi, sayısal eşitliği ifade eden birebir eşleştirme kavramını anlamaları ve sayılacak nesnelerin uzaysal düzenlemeleri yani dağılışları nasıl olursa olsun miktarın hep aynı kalacağını anlatan sayı korunumu kazanmaları ile yakından ilgilidir.

Bu nedenle,okul öncesi dönemde çocuklarda temel sayı kavramının kazanılabilmesi için öğretmenlerin bol miktarda sınıflama, sıralama ve birebir eşleme çalışmalarına yer vermesi gerekmektedir. Öğretmen bu amaçla çocuktan nesne gruplarını sayıca birebir eşleştirmesini ve sayarak hangisinin sayıca daha az, daha fazla ve aynı sayıda olduğunu söylemesini isteyebilir. Çocuktan grupları birebir eşleştirmesini ve saymasını söyleyebilir (Hohmann ve Weikart 2000).
Sayı kavramının kazanılması yaşa bağlı olarak 5 yaştan 8 yaşa doğru önemli bir artış göstermektedir (Bisanz ve ark. 1995).

Sayı kavramı öğretilmesine öncelikle beş ve beşten küçük sayı grupları ile başlanılmalıdır (Fuson ve ark. 1985, Sophian 1988, Fisher ve Beckey 1990) ve somut nesneler kullanmalı, daha sonra resimlerden yararlanılmalıdır (Nair ve Pool 1991).

Öğretmen beşe kadar rakamları öğrettikten sonra masaya farklı sayılarda nesneler koyarak çocuklardan her grubu sayarak kaç tane olduğunu söylemesini isteyebilir. Bu arada öğretmen sınıfında tahta varsa nesneleri tahtaya da çizerek altına kaç tane olduklarını yazabilir. Ayrıca kağıda(veya tahtaya) birden beşe kadar rakamlar yazarak çocuktan bu rakam kadar nesne çizmesini ve sayarak sayısını söylemesini isteyebilir. Sınıfta tahta yoksa çalışmaları kağıt üzerinde yapabilir. Daha sonra pekiştirmek amacıyla çocuklarla beşe kadar olan rakamlarla ilgili oyunlar oynayarak rakam bilgisini pekiştirebilir (Nair ve Pool 1991).

Kısaca, rakamları öğretirken öğretmen ilk olarak bir nesne kümesi ile o nesne kümesine ait rakamları eşleştirmelidir. Bu işlem birden ona kadar olan tüm rakamlar için yapılmalıdır. Çocuklara rakamlar öğretilirken önce sözel ifade kullanılmalı, daha sonra yazılı sembol ile birleştirilmelidir (Reys ve ark.1989).

Sıfır ve on özel sayılar olduğu için bu sayıların öğretimi diğerlerinden sonra olmalıdır. Sıfır bir kümede hiçbir nesne bulunmadığı zaman kullanılan özel bir sayıdır. Çocuklar ilk zamanlarda sıfır sayısını anlayamazlar. Bu nedenle sıfır sayısı öğretilmeden önce 1’den 10’a kadar sayılar öğretilmelidir. Sıfır sayısını öğretmek için çocuğa Kaç tane? sorusu sorulmalıdır. Kümede hiçbir nesne bulunmadığında çocuk sıfır demesi için cesaretlendirilmelidir (Busbridge ve Womack 1991, Troutman ve Lichtenberg 1991).

Rakamların öğretimiyle ilgili olarak okuma ve yazma çalışmaları ancak çok fazla pratik ile kazandırılabilir. Çocuklarla yapılacak bu tür çalışmalar çoğunlukla rakamların yazılması ve adlarının söylenilmesini kapsamaktadır. Bu amaçla çocuğa bir rakam gösterip isimlendirmesini ve benzerini bulmasını isteyebiliriz (Burton 1985).

Rakamları Yazma
0,1,2,3,4,5,6,7,8,9 ile yazılan semboller rakamlar olarak isimlendirilir (Kennedy ve Tipps 1997).

Rakamları tanıma ve yazma birbirinden farklı becerilerdir. Bir rakamı yazmadaki beceriksizlik, matematik başarısındaki becerisizlikle karıştırılmamalıdır. Bir rakamı güzel yazma, problem çözmek için o rakamı kullanma ile aynı anlama gelmemektedir (Burton 1985, Hatfield ve ark. 1997).

Rakamları doğru olarak yazma ancak birinci sınıfta üstesinden gelinebilecek bir beceridir. Çocukların yazma becerilerini geliştirmek için okul öncesi dönemde bol miktarda rakam yazma çalışmalarına yer verilmelidir. Ancak öğretmen rakam yazma çalışmaları için kağıt kalemle rakam yazma çalışmalarından daha çok diğer rakam yazma çalışmalarına yer vermelidir. Örneğin, kum, un, toz boya üzerine parmakla rakam yazma gibi. Okul öncesi dönemde formal eğitimde rakam yazma çalışmalarını hızlandırmaya gerek yoktur. Rakamları doğru olarak yazma birkaç yılda yavaş yavaş gelişir ve çocuğu bu konuda zorlamamak gerekir.

Rakam yazma çalışmaları sırasında öğretmen çocuklarla rakam yazarken, aynı zamanda çocukların yazdıklarını okuması için de onları cesaretlendirmelidir. Bununla ilgili çeşitli oyunlar oynayabilirler (Smith 1996).

Rakamları yazmaya 1’den 5’e kadar olan rakamlarla başlanılmalıdır. Çocuk 5’e kadar rakamları öğreninceye kadar öğretmen her gün yalnız bir veya iki rakam öğretmelidir. Öğretmen rakamları yazmayı öğretirken çocukların rakamları doğru yazdıklarından emin olmalıdır. Çünkü yanlış alışkanlıkları düzeltmek doğruyu öğretmekten daha zordur. Bunun için öğretmen, çocukların rakam yazmaya doğru noktadan başlamaları için onlara rehberlik etmesi ve hangi yönde çizeceklerini göstermesi gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki, rakamları yazma yönü yukardan aşağıya doğrudur (Nair ve Pool 1991).

7-8 yaşına kadar çocuklarda sağ-sol kavramı oluşmadığı için çocuklar rakamları ters yazabilirler . Özellikle sol elini kullanan çocuklarda bu durum yaygın olarak görülebilir (Copeland 1984).

Bazı çocuklar tüm rakamları ters yazarken, bazıları sadece 6,9,2,3,5 rakamlarında hata yapabilirler. Bazı çocuklar özellikle belirli rakamlarda problem yaşayabilmektedirler (Burton 1985, Smith 1996, Kennedy ve Tipps 1997).

Bir rakamın doğru olarak yazılması ile ilgili problemler ikinci sınıfa kadar devam edebilir. Her rakamın kendine özgü bir sembolü olduğu için çocukların her bir sembolü hafızalarına kaydetmeleri ve yazarken hafızada bu sembolü doğru olarak geri çağırmaları gerekmektedir. (Burton 1985, Baroody 1989).

Problem 3. sınıfa kadar devam ederse, motor koordinasyon eksikliği, görsel problemler ve uzaysal organizasyon bozuklukları ve öğrenme engelleri olabileceği düşünülebilir (Kennedy ve Tipps 1997).

Çocukların rakamları doğru olarak yazabilmesi için çocuğun her rakamın ayırt edici özelliğini bilmesi gerekmektedir. Örneğin, 6 bir yuvarlak ve soldan inen bir eğriden oluşurken, bu eğrinin yönü onu 9 dan ayırmaktadır. Ayrıca 1,4,7 rakamları sadece düz çizgiler içermektedir. Ancak çocuklar bazı rakamların yazılımını birbirine karıştırabilirler. Özellikle 2 ve 5 veya 6 ve 9 rakamları arasındaki farkları ayırmak çocuklar için çok zordur. Çünkü rakamların parçalarının yönü hariç bu rakamlar benzerdir. Bazen de çocuklar bir rakam ve bir harfi bir birine karıştırabilirler. Örneğin, 5 ve S veya 3 ve E en çok karıştırılanlardır (Broody 1989).
Rakam yazma çalışmaları yaparken öğretmenin dikkat etmesi gereken noktalar:

*Öğretmen rakam yazma çalışmalarına öncelikle kağıt ve kalemle başlamamalıdır. Bu amaçla yapılabilecek bazı etkinlik örnekleri şunlardır;
-Zımpara kağıtlarından rakamlar oluşturma ve kesme
-Kumaşlardan rakamlar keserek onları kartona yapıştırma
-Rakamlar şeklinde çimlendirme deneyleri yapma
-Kuru baklagillerle rakamlar oluşturma ve yapıştırma
-Tebeşir, sulu boya veya parmak boya ile rakamları boyama
-Havaya el ve burun ile rakamlar çizme
-Çamur ve kil ile rakamları yapmasını isteme
*Öğretmen rakamın doğru yazımını masanın üzerine koyabilir veya bu rakamların yazılı olduğu kartları sınıfa asabilir.
*Rakamların yazımını öğretirken çocukların yazdıkları denetlenmelidir. Çünkü daha sonra yanlışları düzeltmek daha zordur.

*Sol elini kullanan çocuklar için öğretmen mümkünse sol elini de kullanarak model olmalıdır. Bu çocukların öğretmeni izlemeleri ve model almaları açısından kolaylık sağlar.

*Panoya asılması veya tahtaya yazılmasının yanı sıra öğretmen model olması açısından her çocuğun önüne rakam modelleri koymalıdır. Bu çocuğun yatay ve dikey görünüşleri kopyalamaları açısından çocuğa yardımcı olacaktır.

*Dört rakamının yazılı formları farklı yerlerde farklı şekillerde kullanıldığı için, bu çocuklar için şaşırtıcı olabilir. Bu nedenle öğretmen her iki yazılımında aynı rakam olduğunu anlamasında çocuğa yardımcı olması gerekmektedir.

*Öğretmen çocukla rakam yazma çalışmaları yaparken çocuğun 0dan 9a kadar tüm rakamları yazdığından emin olması gerekmektedir.
Sayma

Sayı kavramının gelişimi ile sayma becerisinin kazanılması tamamen birbirine bağlıdır. Sayma becerisi, sayı isimlerini sıralama bilgisini gerektirir ve sayma el göz koordinasyonu ve sözel becerileri gerektiren bilişsel bir aktivitedir (Wilkonson 1984). Çocuklar okul öncesi eğitim kurumlarına geldiklerinde farklı ev tecrübelerine sahip olduklarından, sayma becerisinde de farklılıklar görülür. Örneğin bir sınıfta 100e kadar sayabilen çocuklar bulunurken ancak 5e veya 20ye kadar sayabilen çocuklar da bulunabilir.

Çocuklar ilk olarak tek sayılarla(1,2,3gib i) ritmik saymayı öğrenirler. Daha sonra nesneleri sayarak sayma becerisini geliştirirler. Çocuk sayarken önceleri sayıların bir sıra takip ettiğini fark etmeyebilir ancak bunu zamanla öğrenir (Baroody 1989).

Sayma yeteneği olmaksızın, çocukların matematik eğitimlerinde eksiklik vardır. Sayma yeteneği yaklaşık yedi yaşından önce bütün çocuklar tarafından kazanılması gereken bir yetenektir. Saymanın hedefi, bir nesne kümesinin sayısını belirten bir sayı ismine varmadır. Sayma işlemi, sıralamayı içermektedir. Bu nedenle, sayma kümesinin esas sayısına varmak için sıralama kavramı kullanıldığından her iki kavramın gelişiminde sıralama önemli bir role sahiptir. Çocuk birinci nesneyi seçerek ?bir? diğer nesneyi seçerek ?iki? diye isimlendirir. Bu işlem bütün nesneler isimlendirilinceye kadar devam eder ve bu sıralamada kullanılan son sayı küme sayısını gösterir (Ortan ve Frobisher 1996).

Saymada, küçük çocukların kısmi bilgiye sahip oldukları birkaç yıllık bir periyot vardır. Onlar bazen doğru bazen de yanlış sayabilirler (Wilkonson 1984). Ancak bu dönemden sonra çocuklar her nesneyi bir sayı ile isimlendirerek saymayı başarı ile yerine getirirler. Bazen çocuklar bir nesneyi iki sayı ile isimlendirebilir veya sayarken sayma hızına bağlı olarak nesneyi atlayabilir, sırayı kaybedebilir, bir nesneyi iki kez sayabilir, sayıyı atlayabilir (Briars ve Siegler 1984). Bu nedenle, bazı çocuklar sayarken nesnelere dokunma ihtiyacı duyabilirler. Ancak nesneler yatay sıra halinde dizildiğinde ve çocukların hareket ettirebilecekleri somut nesneler kullanıldığında (fasulye, boncuk, düğme gibi) başarı şansları daha da artacaktır. Nesnelerle çalışırken öğretmen yalnız bir nesneye dokunarak bir sayı söylemesi konusunda çocuğa rehberlik etmeli ve sık sık yüksek sesle sayma çalışmaları yapmalıdır (Busbridge ve Womack 1991, Nair ve Pool 1991, Hopkins ve ark. 1996, Ortan ve Frobisher 1996).

Sayma aynı zamanda toplamanın da temelini oluşturur ve birçok çocuk öğretilmeksizin bunu kendi kendilerine keşfedebilirler. Örneğin, 2+3=.. işleminin sonucunu bulmak için çocuk önce ?bir, iki? sonra ?bir, iki, üç? diyebilir ve en sonunda ?bir,iki, üç, dört, beş?diyerek son sayıyı toplam sayı olarak ifade eder. Çocuk bu iş için çoğunlukla parmaklarını kullanır. Ancak özellikle büyük sayılarla işlem yapıldığında sayma her zaman toplamada etkili bir yol değildir (Burton 1985).
Sayı Kavramı İle İlgili Olarak Yapılabilecek Çalışmalar;
1. 1’den 10’a kadar karışık dizilmiş rakamlar arasından model olarak çizilen rakamın eşini buluma
2. 1’den 10’a kadar karışık dizilmiş rakamlar arasından söylenilen rakamı bulma
3. 1’den 10’a  kadar karışık dizilmiş rakamlar arasından gösterilen rakamı okuma
4. Sözel yönlendirme ile çocuğun 1’den 10’a kadar saymasını isteme
5. Verilen rakamlar arasını (5-9 gibi ) sayma
6. Verilen rakamdan geriye doğru sayma
7. Değişik sayılardaki nesneleri eşleştirme
8. İki yazılı rakamdan (5 ve 9 gibi) hangisinin daha az (veya daha fazla) olduğunu söyleme
9. Bir sayı kümesini sıraya dizme, okuma ve istenilen rakamı göstermesini isteme
10. Verilen iki nesne grubunu sayma ve verilen rakamla aynı olup olmadığını belirleme
11. Verilen iki nesne grubunu sayma ve hangisinin daha az (veya daha fazla) olduğunu söyleme
12. Bir nesne grubu ile birlikte verilen rakamdan ve hangisinin daha fazla olduğunu söylenme
13. Nesne grupları ve rakamlar verilerek, eşleştirmesini isteme
14. Nesneleri sayarak, üç nesne grubundan en az (en fazla) olanı söyleme
15. Bir rakam verilerek, bu rakama uygun sayıdaki nesne grubunu göstermesini isteme
16. Verilen iki nesne grubundan daha fazla olanı bulma, ve daha sonra fazla olan gruptan az nesne sayısı kadar nesne çıkarma ve kalan nesne sayısını söyleme
17. 1’den 10’a kadar ritmik sayarken, atlanılan sayının hangisi olduğunu söyleme
18. Sıralanmış nesne resimlerinden söylenilen sıradaki nesneyi gösterme
19. Sıralanmış sayı kartlarından atlanılan sayıyı bulma
20. Sıralanmış nesneleri sıra sayısı ile sayma (birinci, ikinci, üçüncü gibi)
21. Verilen küme ile aynı, daha az, daha fazla sayılarda kümeler oluşturmalarını isteme
22. Nesneleri sıralarken birinci, ikinci, üçüncü gibi sıra sayılarını kullanma

Doç. Dr. Yaşare Aktaş Arnas
Ç.Ü. Eğitim Fak. İlköğretim Böl. Okul Öncesi A.B.D.

20131024_160934

Okul Öncesi Dönemde Beslenme

24 Ekim 2013 Tarihinde minikyildizlar Tarafından yayımlandı

besin_piramidi_2

Okul Öncesi Dönem Çocukların Genel Özellikleri ve Beslenme Davranışları

Çocuklar üç-dört yaşlarında genel kuralları öğrendilerse daha uyumlu bir döneme girerler. İki-üç yaşlar çocuğun disipline edilmesi gereken yaş­lardır. Disiplin, yaşamı kolaylaştıran kurallar bütünü olduğundan, kendisi ile ilgilenilen, sorularına cevap alan çocuklar ebeveynleri tarafından ko­nulan kurallara daha kolay uyum gösterir. Ancak, bu uyumun sağlanabil­mesinde anne-baba tutarlılığı çok önemlidir. Kurallar konulduktan sonra, annenin koyduğu kurala baba, babanın koyduğu kurala anne uymalıdır.

Elbetteki kurallar, anne ve babanın ortak kararı olarak belirlenmelidir. İki-üç yaşını kuralları öğrenerek geçiren çocuk üç-dört yaşlarda hayal dün­yasının genişlediği bir döneme girer. Bu dönemde eğitici ve eğlendirici kitaplar okunması, yaratıcı oyuncaklar alınması gelişimine olumlu katkılar verir. Dört-altı yaşlar yaratacılık dönemi olarak adlandırılır. Çocukta resim yapma, bir enstrüman ile ilgilenme bu yaşlarda başlar. Oyun hamurları, su dolu kaplar, boyalar vb ile oynamak çocuğa büyük keyif verir. Mercimek, pirinç, fasulye gibi besinler oyun malzemesi olarak kullanılabilir. Çocuk bu malzemeleri avuçlamak, bir kaptan diğer kaba boşaltmak gibi hareketler­den çok hoşlanır. Okul öncesi dönem çocuğu yemeğini yardımsız yiyebi­lir. Ancak çalışmalar, beş yaşa kadar da çocukların kendi başlarına yemek yiyememelerinin normal kabul edilmesi gerektiğini göstermektedir. Çocuk 6 yaştan sonra hala kendisi yiyemiyorsa bu normal değildir. Çocuklar 4 yaşında bıçak kullanabilirler ancak sert besinleri yardımsız kesemezler. Kesme işlemi 6 yaşından sonra başarılabilir ve çocuklar ancak 7 yaşında yemekte yalnız bırakılabilirler. Okul öncesi dönem çocuğu taklitçidir. Erkek çocuk babayı, kız çocuk anneyi taklit eder. Çocuğun aile ile masada oturması uygun beslenme alış­kanlığı kazanması için büyük önem taşır. Anne ya da baba yemek seçici ise ve yemekte aşırı titiz davranılıyorsa (çocuk üstüne dökmemesi, etrafa sıçratmaması için sürekli uyarılıyorsa) çocuğun olumlu alışkanlıklar geliş­tirmesi zorlaşır. Kendileri süt içmeyen ve sütü sevmediklerini ifade eden ebeveynlerin çocuklarına süt içirmeleri kolay değildir.

Okul öncesi dönem çocuğu, besinlere karşı belirli ve kesin tavırlar koy­maya başlar. Bu yaş grubu çocuklar besin grupları içinde en az sebzeleri severler. Ayrıca bu yaş grubu çocuklar besinleri karışık olarak tüketmek­ten hoşlanmazlar… Besini tanıyabilecekleri şekilde görmek ister ve be­sinler elleri ile yiyebilecekleri şekilde olursa daha çok severler… Anneler, sebzeleri çocuklara sunarken pişirme şekli ve servisine özen göstermeli­dirler. Bu yaş çocuklar genellikle lahana, karnabalar, pırasa, kereviz gibi sebzeleri yemezler. Keskin tatlar ve kokulara çok hassastırlar. Bu nedenle çiğ yenebilen domates, havuç gibi sebzeleri pişmiş diğer sebze yemekle­rinden daha çok tercih ederler. Bu tür sebzeler ince kesilip verilirse daha kolay ve severek tüketirler. Birçok sebzeyi sevmiyor ve yemiyor diye çocu­ğu hırpalamak ve üzmek doğru değildir. Sınırlı da olsa yediği birkaç seb­ze ve yediği çeşitli meyveler, sebze ve meyve grubundan alması gereken besin öglerini karşılamaya yeter. Unutulmamalıdır ki, okul öncesi dönem çocuğu besin seçicidir. Her besini iştahla yemez. Sevdikleri oldukça sınır­lıdır. Aile çocuğun sevmediği yemekleri sofraya koyarak onun görmesini ve öğrenmesini sağladığı sürece, çocuk ileri yaşlarda bu yemekleri seve­rek yiyecektir. Tekrar tekrar aynı yemeği gören çocuk genellikle bir süre sonra kendiliğinden yemeği tatmak ister. Et, bu yaşlarda büyük parçalar halinde tüketilemez. Bu nedenle ge­nellikle kıyma şeklinde kullanılır. Anneler çoçuklarının bonfile, pirzola vb et tüketmelerini istiyorlarsa, iyi pişirilmiş olmalarına özen göstermeli ve bu etleri çocukları için kendileri küçük parçalara bölmelidir. Çocuk büyük parça eti, kendisi keserek ancak 7-8 yaşlarında yiyebilir.

Çocuklar yemek yerken gözlem altında tutulmalıdır. Yemekle ilgili hiç­bir uyarı çocuklar yemek yerken yapılmamalı, gereken uyarılar, yemekten önce ya da yemekten sonra yapılmalıdır. Çocuklara yemek yemedikleri zaman iğneleyici, incitici sözler söylenmemelidir. Yemek ile ilgili bir ceza verilmemelidir. Annelere, çocuğun yemek yemesi ile ilgili bilgi verirken ya da soru sorarken çocuğun ortamda bulunmamasına özen gösterilmelidir. Çocuklar grup içinde ve anneden ayrı olduklarında daha farklı davranış sergilerler. Evde hiç yemediği bir yemeği okulda arkadaşları ile birlikte iştahla yiyen çocuk örnekleri az değildir. Çocuklar için iki öğün arası 4-5 saatten az olduğunda çocuğun fizyolojik açlık duygusu gelişemeyebilir. Bu nedenle iştahsız çocuklar daha uzun aralıklarla beslendiklerinde daha iyi yerler. Çocuklara sevmedikleri bir besin için ısrar edilmemeli, yemek önüne konulmalı, 20 dakika geçmesine rağmen yemiyorsa önünden kal­dırılmalıdır. Bu yaş çocuklarının baharatlı ve karışık yemeklerden hoşlan­madığı unutulmamalıdır.

Okul Öncesi Dönem Çocukların Enerji ve Besin Öğesi Gereksinimleri

Çocuklar, genetik yapıları, anne karnındaki ve bebeklik dönemindeki beslenme durumları, geçirdikleri hastalıklar vb nedenlerle birbirlerinden büyük farklılıklar gösterirler. Bu nedenle, hiçbir çocuğun besin gereksi­nimi bir diğerine eşdeğer değildir. İri çocuklar daha fazla, ince ve ufak yapılı çocuklar daha az tüketirken, aynı yapıdaki ve aynı yaştaki iki ço­cuk da enerjiyi farklı kullanabilirler. Anneler çocukların gelişim durumla­rını iyi değerlendirmeli çocuğu gereksiz yere yemesi için zorlamamalıdır. Bunun için de çocukluk yaşlarında büyüme ve gelişme çok iyi izlenmeli, duraklama ya da gerileme olup olmadığı değerlendirilmelidir. Bedensel büyüme, vücut hacminin ve kütlesinin artması, bedensel gelişme ise hüc­re ve dokuların yapı ve işlevlerindeki değişmelerdir. Büyümenin sağlıklı olup olmadığı, vücut tartısı ve tartı artma hızı, boy uzunluğu ve boy uzama hızı, baş çevresi ve baş çevresi artma hızı, göğüs çevresi ölçüsü ve vücut bölümlerinin birbirine oranı ile, gelişme ise dişlerin çıkma değişme yaşı, kemiklerin olgunlaşma derecesi, nöromotor gelişme, cinsel gelişme, zeka ölçüm testleri ile değerlendirilir.

Çocukların boy ve ağırlıkları 3 ve 97 persentil (yüzdelik) değerler ara­sında ise büyümeleri normal kabul edilir. Çocuk bulunduğu persentil de­ğerin altına inerse ya da duraklama gösterirse doktor kontrolüne alınması gerekir. Ağırlık artışı üç yaştan sonra yılda ortalama 2,5 kilo, boy artışı ise 5-7 cmdir. Çocuklar genellikle dört yaşında doğum boylarının iki katına ulaşırlar.

Enerji Gereksinimi: Vücudun düzenli çalışması, sıcaklığının korun­ması, hareketlerin düzenlenmesi ancak uygun miktarda alınan enerji ile sağlanır. Harcanan ile alınan enerji arasında denge olması gerekir. Alı­nan harcanandan az ise gelişme istenen düzeyde gerçekleşmez. Alına­nın harcanandan çok fazla olması durumunda da şişmanlık gelişir. Enerji gereksinimi, yaş, vücut bileşimi, vücut cüssesi, çevre sıcaklığı, hastalık vb durumlarına göre değişir. Üç-altı yaş çocukların günlük almaları gereken enerjinin belirlenmesi için basit bir formülden yararlanılır.

Enerji Gereksinimi = Bir yaş için 1100 kalori+ Her yaş için 100 kalori.

Buna göre üç yaşında 1400, 4 yaşında 1500, 5 yaşında 1600, 6 yaşında 1700 kalorilik bir enerji almaları gerekir. Yukarıda belirtildiği gibi bunlar ortalama değerlerdir, çocuğun bulunduğu persentil değerine göre alacağı enerji azalır ya da çoğalır. Çocuğun aldığı enerjinin yeterli olup olmadığı büyümenin izlenmesi ile anlaşılır. Enerjinin % 15’i proteinden, % 55’i kar­bonhidratlardan, % 30’u yağlardan gelmelidir. Protein Gereksinimi: Bu dönem çocukların protein gereksinimi bun­dan önceki dönemlerde olduğu gibi yüksektir. Bedenin oksijen taşıma, mikroplarla savaşma, dokuları besleme gibi yaşamsal pek çok işlevi özel proteinler aracılığı ile gerçekleşebilir. Bu özel proteinlerin oluşturulması için de besinlerle yeterli protein almak gerekir. Okul öncesi dönem çocuk­ları günlük protein gereksiniminin yarıdan fazlası et, süt, yumurta gibi iyi kalite proteinden sağlanmalıdır.

Vitamin Gereksinimi: Vitaminler genelde suda ve yağda erime durum­larına göre iki grupta toplanırlar. Yağda eriyenler, A, D,E,K vitaminleri suda eriyenler ise, askorbik asit (C vitamini), tiamin (B1 vitamini), riboflavin (B2  vitamini), niasin, pridoksin, kobalamin, pantotenik asit, folik asit ve biyo­tindir. Yağda eriyen vitaminler vücutta depolanabildiklerinden diyetle her gün alınmaları gerekli değildir. Yetmezlik belirtileri çok geç ortaya çıkar ve fazla alınmaları zararlı etki gösterir. Suda eriyenler ise vücutta depolanma­dıklarından diyetle her gün alınmaları gerekir ve yetmezlik belirtileri çabuk ortaya çıkar.

Yağda eriyen vitaminlerden A vitamini, vücudu içten ve dıştan saran epitel dokunun yapımında, görme işlevinde, bağışıklık sisteminde, D vi­tamini kemik ve dişlerin yapımında, K vitamini kanın pıhtılaşmasında gö­rev alır. E vitamini, hücre zarının dayanıklı olmasında ve kas çalışmasında görev alır ve antioksidandır, yani kolay oksitlenebilen çeşitli bileşiklerin oksidasyonunu önler. Özellikle mide, barsak ve karaciğer hücrelerinde vitamin A nın oksidasyonunu önleyerek bu vitaminin organizmada etkisini arttırır. Suda eriyen vitaminlerden C vitamini, bağ dokusu yapımında, kılcal damarların kuvvetli olmasında etkindir. C vitamininin vücudu enfeksiyon­lardan ve bakteri toksinlerinden koruduğu savunulmaktadır. Enfeksiyon­lar sırasında vücuttaki C vitamini miktarı azalmaktadır. C vitamini ayrıca demir emilimine de yardımcı olur. C vitamini ayrıca antikanser öge olarak da bilinir. B grubu vitaminlerin işlevleri oldukça çeşitlidir. Örneğin tiamin, karbonhidrat metabolizmasında, riboflavin, protein ve yağ metabolizma­sında, niasin tüm metabolik işlemlerde görev alır.

Vitaminlerin yetersiz alınmaları vücutta çeşitli bozuklukların ve hasta­lıkların ortaya çıkmasına neden olur. Her vitamin eksikliğinin ortaya koy­duğu tablo farklıdır. Pek çok vitamin besinlerde çok yaygın olarak bulun­duğundan yetmezlik belirtilerinin ortaya çıkması kolay değildir. Yeterli ve dengeli bir diyetle beslenildiğinde, vitaminlerin tümü sağlanmış olur. An­cak günlük yaşantıda, hava kirliliği, su kirliliği, stres vb durumlara maruz kalınmaktadır. Böyle durumlarda vücut daha çok C vitamini ve B grubu vitaminleri kullanır. Bazı öğünlerin atlanması, geçiştirilmesi, tek yönlü ya da saflaştırılmış besinlerle beslenme durumunda vitaminler, yeterince karşılanmaz. Ayrıca bazı araştırmalar, vitaminlerin bir miktar gereksinimin üzerinde tüketildiğinde bazı hastalıklardan koruduğunu gösterir. Örneğin, A, C ve E vitaminlerinin, gereksinimin biraz üzerinde alındığında kanser ve kalp hastalıklarından koruyucu etki yaptığını gösteren çalışmalar vardır. Vitaminlerin fazla alınmalarının zararlı etkileri göz önüne alınarak hiçbir zaman doktor ve diyetisyene danışmadan fazla vitamin tüketilmemelidir.

Mineral Gereksinimi

Mineral Gereksinimi: Mineraller besinin yakılması sonucu kül olarak geride kalan inorganik elementlerdir. Külün analizi sonucu 40’a yakın mineral ortaya çıkar. Ancak bunların 17 si insan için elzemdir. Mineralin elzem olup olmaması diyetten o mineral çıkarıldığında yetmezlik belirtisi oluşup oluşmaması ile belirlenir. Mineraller vücutta gereksinim duyulan miktara göre majör mineraller ve iz elementler olmak üzere iki grupta in­celenirler. İnsan için elzem olan majör mineraller (makro mineraller de denir) kalsiyum, fosfor, potasyum, magnezyum, sülfür, sodyum ve klor, iz elementler (mikro mineraller de denir) ise, demir, çinko, selenyum, molib­den, iyot, kobalt, bakır, manganez, flor ve kromdur. Mineraller vücut ağır­lığının yaklaşık %4’ünü kapsarlar. Minerallerin vücuttaki rolleri yapıcı ve düzenleyici olmak üzere ikiye ayrılır. Mineral¸hücrenin önemli bir parçası ise rolü yapıcıdır. Örneğin, kalsiyum, fosfor ve magnezyum diş ve kemik yapısında, sülfür saçta ve insülinde, demir hemoglobinde, klor da midede­ki hidroklorik asitte bulunur. Düzenleyici rolleri, vücudun asit-baz dengesi, su dengesi, kas kasılması, sinir iletimi gibi işlevlerde görev almaları ve enzimlerde kofaktör olarak yer almaları ile ilgilidir.

Çocuklar için önemli mineraller, kalsiyum ve demirdir. Kalsiyum ve de­miri yeterli miktarda sağlayan besinler diğer tüm mineralleri de sağlarlar. Kalsiyum yetersiz alınırsa çocuklarda büyüme geriliği ve raşitizm görülür. En iyi kalsiyum kaynakları, süt, peynir, yoğurt, fındık, fıstık gibi kuruyemiş­ler ve yeşil yapraklı sebzelerdir. Çocuklar yeterli demir alamadıklarında demir yetmezliği anemisi oluşur. Demirden zengin besinler et, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, kuruyemişler, yağlı tohumlar, pek­mez ve kuru meyvelerdir.

Kaynak: Türkiye Halk Sağlığı Kurumu

20131022_140131

ANASINIFINA BAŞLIYORUM

26 Eylül 2013 Tarihinde minikyildizlar Tarafından yayımlandı

RESİM

Anasınıfının Kreşten Farkı Nedir?

Anasınıfı; çocukların ilköğretime hazırlandığı bir sınıftır.

Öğrenciler, programda belirtilen dersler çerçevesinde etkinlikler yapar, yeni bilgi ve beceriler edinirler.

Çocukların okula uyum sağlamasını bazı durumlar zorlaştırabilmektedir:

OKULA UYUM SORUNUNUN KAYNAKLARI

  • Anneden ilk defa uzak kalıyor olma,
  • Kreş yaşantısı olmama,
  • Aile çevresi dışına fazla çıkmadığı için belirli kişilere bağımlı ilişki biçimi geliştirmiş olma;
  • Aşırı hoşgörülü veya aşırı koruyucu tutuma sahip anne babanın çocuğu olma, çocuğun okula uyumunu güçleştirmektedir.

Okula uyum sağlamada zorlanan çocuklar;

Tek ilgi odağı olmak isteme,

Öğretmenin ilgisini diğer arkadaşları ile paylaşmada zorlanma,

Okulun kurallarına uyum sağlamada zorlanma gibi nedenlerle okula uyum konusunda güçlük yaşayabilmektedir.

Okula Uyum Sorununun Diğer Kaynakları

Yeni bir kardeşin doğumu,

Şehir ya da ev değişikliği,

Aile fertlerinden birinin hastalanması ya da kaybının yaşanması gibi durumlar da çocukların okula uyumunu güçleştirmektedir.

Anne, baba veya kardeşlerin okul ya da okula başlama ile ilgili kendi deneyimleri de, çocukların okula uyum süresini etkilemektedir.

Uyum sorununun kaynağının tespiti çok önemlidir !

ÖNERİLER

Öncelikle, çocuğunuzu okulu ile ilgili bilgilendirin, ona açıklamalarda  bulunun ve onun sorularını yanıtlayın.

Okula ne zaman gideceğim?

Okulda neler yapacağım?

Okulda ihtiyaçlarımı nasıl karşılayacağım?

Öğretmenim nasıl birisi?

Sınıfım nasıl bir yer?

Arkadaşlarım olacak mı?

Okuldan ne zaman ve nasıl döneceğim?…

Kendisini terk edilmiş hissetmesi tehlikesine karşı; çocuğunuza, okul çıkışı onu mutlaka alacağınızı veya servisle eve gideceğini ve evde de onu birilerinin karşılayacağını anlatarak, onu rahatlatın.

Çocuğunuza okulundan bahsederken okulun “eğlenceli” bir yer olduğunun   altını çizin.

Çocuğun okula uyum sağlama sürecinde, onun kendisini güvende hissetmesi çok önemlidir

Size ait çok değerli olmayan küçük bir nesneyi, onun yanına vererek, çocuğunuzun okulda sizi hatırlayıp kendini güvende hissetmesine yardımcı olabilirsiniz.

Çocuğunuza Veda Ederken

Çocuğunuz sizden ayrılırken gözyaşlarına boğulabilir, bu doğaldır. Buna hazırlıklı olun, sakinliğinizi koruyun.

Çocuğunuzla vedalaşmanızı uzatmamaya dikkat edin.

Alıntıdır.

Kaynak: TED Antalya Koleji

20130926_164132

23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun…

23 Nisan 2013 Tarihinde minikyildizlar Tarafından yayımlandı

1772015_130108462559678704563_Original[1]

ÇOCUKLARIN DİLEĞİ

Çocuklar şarkı söylerken kanatlanır gökyüzüne melek olur.

Çocuklar şarkı söylerken sarı saçlı, mavi gözlü bebek olur.

Çocuklar şarkı söylerken bulut olur, gökkuşağı olur deniz olur.

Çocuklar şarkı söylerken 23 Nisanlarda pırıl pırıl saydam kanatlı kelebek olur.

Çocuklar şarkı söylerken 23 Nisanlarda dillerinde, gözlerinde yüreklerinde yalnızca bir dilek olur.

Teşekkürler Atatürk

Teşekkürler Atatürk

M. Macit TAŞ

IMG_2051

Çocuğun Gelişiminde Oyunun Önemi

16 Şubat 2013 Tarihinde minikyildizlar Tarafından yayımlandı

images[9]

Bir anne-babanın çocuğuna vereceği en önemli ilk şey sevgidir. Anne-babalar çocukları daha dünya ya gelmeden önce biraz olsun kendilerini eğitmeli (dergi, kitap, ana-baba okulları, TV, internet vs.), yayınları takip ederek çocuk yetiştirme sanatını öğrenmeleri gerekmektedir. Yeni dünyaya gelecek olan çocuğun her türlü sorumluluğuna hazır olmalıdırlar. Her anne-baba çocuğunu sever, doğumdan itibaren tüm imkânlarını kullanarak ona bir şeyler öğretmeye, en iyiyi vermeye çalışırlar. Oyun; çocuğu yetişkin hayata hazırlayan en etkin yoldur. Çocuğun en önemli eğitim araçları oyuncaklarıdır. Oyun ile insan ilişkileri, yardımlaşma, konuşma, bilgi edinme, deneyim kazanma, psiko-motor gelişimi, duygusal ve sosyal gelişimi etkilediği gibi, zihin ve dil gelişimini de etkiler. Yetişkinler gözüyle oyun, çocuğun eğlenmesi, oyalanması, başlarından savmak için bir uğraş olarak görürler, oysa oyun, çocuk için ciddi bir iştir. Çocuk oynadıkça becerileri artar, yetenekleri gelişir. Çevresini, bilinmeyenleri tanır, kendisi için anlaşılır duruma getirir. Çocuk oyun oynarken özgürdür, kuralları kendi koyar-bozar, yetişkinlerin kısıtlamaları yoktur. 3-6 yaş arası çocuğun en önemli dönemidir. Durmadan soru sorar “bu neden, niçin, nasıl?” sorularına yanıt isterler. Öğrenme açlığı mevcuttur, her şeyi bilmek isterler. Enerjiktirler, yorulmak nedir, bilmezler. Onları anlayın, sabırla yanıtlayın, yanıtlarınız kısa, net ve anlaşılır olsun. Çocuklar oyuncaklarla oynamayı severler, ancak oyuncakların iyi davranışların karşılığında ödül, anne-baba sevgisinin kanıtı olarak kullanılması yanlış olup, kesinlikle kaçınılması gereken bir tutumdur. Oyuncaklar çocuk gelişiminde büyük bir yer tutarlar, ancak bize sarılmaz, sevmez ve öpemezler. Ne kadar meşgul olursanız olun, çocuğa ayıracak olduğunuz birkaç zaman diliminde onunla sohbet etmeniz, ona sarılmanız, yerlerde yuvarlanmanız, onun oyuncakları ile oyun oynamanız onu mutlu edecektir. Okulda, ertesi günü keyifle arkadaşlarına, öğretmenine veya diğer başka kişilere anlatacak olduğu bir an yaşatacaksınız. Çocuğunuza “lütfen” demeyi öğretin. Siz onun oyuncağının yerini değiştirirken veya alırken izin isteyin. Çocuklar kurdukları oyunlarda hep büyükleri taklit ederler. Yaptığınız her olumlu davranış, ona iyi ya da kötü yönde etki edecektir. Başkaları ile onu kıyaslayıp üzmeyin, “o” kendine özgü bir bireydir. Yaptığı her doğru davranış için onu sözleriniz ve sevginizle ödüllendirin. 3-5 yaşında ana okuluna gidecek olan çocuklar sabırsız ve heyecanlıdır. Onlara karşılaşacakları olayları olabildiğince somut bir şekilde anlatın. Orada eğlenebileceğini, yeni arkadaşlar edineceğini açıklayın; çocuğunuza pembe tablo çizmeyin. Belki ağlayacağını, ağlayan çocuklar olabileceğini, karşılaşabileceği olumlu-olumsuz şeyleri anlatın. Okul bitiminde onu alacağınızı söylemeyi unutmayın, açık olun paniğe kapılmasın. Çoğumuz, çok iyi niyetlerle herkesten önce okuma-yazmayı öğretmek isteriz; ve ona öğretme yoluna gideriz. Hiç bir anne-baba öğrenme konusunda zorlayıcı olmamalı, bu tür davranışlar öğrenme sürecini geliştirmekten uzak olup, anne-baba çocuk ilişkisini zedeleyecek niteliktedir. Anne-babalar bu tür davranışlarda bulunarak kendi gururlanma ihtiyaçlarını giderme amacındadırlar. (Çocuğumuzda bulunan bazı özel durumlar hariç olup yine de eğitimcilerin yönlendirmesi daha doğru olur). Her zaman gündeme gelen sorulan sorulardan bir diğeri de çocuğum okulda olan yaşantıları hakkında konuşmak istemiyor? Okul, onların özel hayatının bir parçasıdır. Onu anlayışla karşılayın, zorlayıcı olmayın ama yine de takipçi olup, sohbet anında bazı sorular sorarak onunla ilgilendiğinizi belli edin. Sabırlı ve açık olun… zaman içerisinde sizinle paylaşacaktır. Sonuç olarak,”3-6 yaş arası çocukluğun en önemli dönemidir” demiştik. Bu nedenle haklarına saygılı olun, onu anlamaya çalışın; konuşurken arkanızı dönmeyin, göz temasında bulunun, onun seviyesinde çömelin ya da oturun, aynı seviyeye gelmeye özen gösterin. İstediği herhangi bir şey size ters geliyorsa, bunu istiyorum – sebebi bu, veya istemiyorum-sebebi şu…. diye açıklama yaparak tercihi ona sunun. Hiç birimizin elinde sihirli değneği yok, ne eğitimcilerin ne anne-babanın…Her ne sorun ile karşılaşırsak karşılaşalım, sabır ve sevgi ile iyi insan ilişkilerinin temel harcını atmış olacaksınız.

a

b

c

Çocuğun duygusal ve fiziksel yönden gelişimini sağlayan en doğal öğrenme ortamı oyun zamanıdır. Duygusal ve fiziksel gelişim açısından, en doğal ve aktif öğrenme ortamının oyun zamanı olduğu belirtilerek, ailelerin çocuklarını bilinçli, teşvik edici ve uygun materyalleri seçerek yönlendirmesi gerektiği bildirildi. Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yaşar Aktaş, oyunun, çocuğun kendisini ve duygularını ifade edebildiği, yeteneklerini, dil, zihin, sosyal ve duygusal becerilerini geliştirebildiği, yaratıcı potansiyelini kullandığı en önemli süreç olduğunu söyledi. Çocuğun duygusal ve fiziksel yönden gelişimini sağlayan en doğal ve aktif öğrenme ortamı oyun zamanıdır diyen Doç. Dr. Aktaş, koşma, atlama, sıçrama, tırmanma, sürünme gibi fiziksel güç gerektiren aktivitelerin dolaşım, solunum, sindirim ve boşaltım sistemlerinin düzenli çalışmasını sağladığını kaydetti. Oyun sırasında çocuğun yasaklanan güdülerini de ifade ettiğini belirten Doç. Dr. Aktaş, şöyle konuştu: Çocuk, ailede yaşanılan herhangi bir olumsuz olayı, kardeş kıskançlığını, korkularını veya arkadaşlarıyla iletişim kuramama gibi problemlerini oyununa yansıtabilir. Böylece kendi istediği gibi bir çözüm yolunu bulabilir ve bu şekilde kaygılarından da kurtulabilir. Doç. Dr. Aktaş, çocuğun oyun sırasında mutluluk, sevinç, acıma, korku, kaygı, dostluk, düşmanlık, kin, nefret, sevgi, sevilme, sevme, güven duyma, bağımlılık, ayrılık ve ölüm gibi birçok duygusal tepkiyi de öğrendiğini belirtti. Doç. Dr. Aktaş, oyunla zihinsel gelişimin paralellik gösterdiğini ifade ederek, Bunun en önemli göstergesi çocuğun dil gelişimidir. Çocuk oyunlarının çoğunluğu dil kullanımı gerektirmektedir dedi. Oyun (boşa geçen zaman) olarak görülmemeli, çocuk yaşına uygun materyaller seçilerek teşvik edilmelidir diye konuşan Doç. Dr. Aktaş, şöyle devam etti: Çocuğu oyun sürecinden birden koparmamak gereklidir. Ayrıca, çocuğun oyuncağını kendisinin seçmesine izin verilmelidir. Çocuğu hediye olarak oyuncak alınacaksa yaşı ve gelişim düzeyi dikkate alınmalıdır. Fazla gösterişli ve pahalı oyuncaklar yerine, kaslarını çalıştıracak, girişimciliğini ve hayal gücünü artıracak materyaller seçilmelidir.

Kaynak: MEB

Okul Öncesi Dönemde Okuma Yazmaya Hazırlık Çalışmaları

03 Ocak 2013 Tarihinde minikyildizlar Tarafından yayımlandı

okuma[1]

Okul Öncesi Eğitim, çocuğun psiko-motor, sosyal-duygusal, dil ve bilişsel gelişimini desteklemeli, özbakım becerilerini kazandırmalı ve çocuğu ilköğretime hazır duruma getirmelidir. Eğitim sistemimizde ilköğretimin ilk kademesinin başlangıcı olan, okul öncesi eğitim etkinliklerinden birisi de okuma yazmaya hazırlık çalışmalarıdır. Okumaya yazmaya hazırlık çalışmalarında edinilen temel bilgi ve beceriler yoluyla çocuklarımızın bilişsel faaliyetleri artmaktadır. Bu alanda yapılan bilişsel çalışmaların içinde şunlar bulunmaktadır.

Görsel algılama çalışmaları

1. El-göz koordinasyonu

2. Şekil-zemin ayrımı

3. Şekil sabitliği

4. Mekânda konum

5. Mekânsal ilişkiler

İşitsel algı çalışmaları   ( Fonolojik duyarlılık )

1. Dinleme

2. Konuşma

3. Sesleri ayırt etme

4. Seslerle nesneleri ya da nesne resimlerini eşleştirme.

Dikkat ve bellek çalışmaları

Temel kavram çalışmaları

Problem çözme çalışmaları

El becerisi çalışmaları

Çizme, boyama, kesme, katlama, yoğurma, yapıştırma vb.

Özbakım becerilerini geliştirme çalışmaları

Güven ve bağımsız davranış geliştirme çalışmaları

Bu çalışmalar çocuğun akıl yürütmesine, algısal yeteneğini geliştirmesine ve çeşitli kavramları geliştirmesine temel hazırlamaktadır.

Ayrıca okuma yazmaya hazırlık çalışmalarında çocukların yaşam boyu kullanabilecekleri dinleme, konuşma, etkili iletişim kurma, okuma yazma becerileri vb. kazanmaları ve bu becerileri yoluyla tüm gelişimleri yönünden kendilerini geliştirmeleri amaçlanmaktadır.

Okuma yazmaya hazırlık çalışmaları okuma-yazma öğrenebilmek için gerekli olan görsel ve işitsel ayırt ediciliğin çocukta gelişebilmesi için, birtakım ön becerilerin kazanılması süreci olarak görülmektedir.

Çocuğun okuma becerisini kazanmasında en etkili yöntemin, ses birimleri ve bu birimleri temsil eden yazılı semboller arasındaki ilişkiye dikkat çeken çalışmalar olduğu kabul edilmektedir.

Çocuklar, okuma becerilerini geliştirmeye yönelik etkinliklere katılarak, çevrelerindeki basılı materyallerin özelliklerine dikkat ederek ve yetişkinlerin yazı dilini nasıl kullandıklarını gözlemleyerek okula başlamadan çok daha önce, okuma kavramlarını oluşturmaya başlamaktadır.

Yapılan araştırmalar, okul öncesi dönemde geliştirilen okuma kavramlarına ilişkin becerilerin, ileriki yıllarda okuma başarısını olumlu yönde etkilediğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle erken yaşlardan itibaren çocuklara okuma yazma becerilerinin kazandırılması, çeşitli etkinlikler yoluyla dil becerilerinin geliştirilmesi ve çocuklara becerilerini geliştirmeye yönelik uygun okuma yazma ortamlarının sağlanması gerekmektedir.

Okuma yazmaya hazırlık çalışmalarında yaş, gelişim düzeyi ve bireysel farlılıkların dikkate alınması son derece önemlidir.

Alıntıdır.

a

c (1)

c (2)

d

Okulöncesi Dönemde Kitap Seçimi

18 Aralık 2012 Tarihinde minikyildizlar Tarafından yayımlandı

imagesCAAZ6M8J

Bebeklik döneminde bol resimli, az yazılı kitaplar ilgi çeker. Farklı kavramları (resim, eşya-nesne, hayvanlar, taşıtlar, meyveler-sebzeler vb.) resimler ile tanıtan kitaplar ya da kartlar ilk 3 yılda çocukların gelişiminde önemli rol oynar. Bu dönemden başlayarak bol resimli, tekrar eden kelimelerden oluşan kısa hikâye kitaplarını takip edebilirler. Özellikle resimleri işaret etmek ve adlandırmak ya da seslendirmek (kedi köpek gibi hayvanların sesini taklit etmek gibi) bu dönemde keyif aldıkları etkinliklerdir. Dikkat konsantrasyon süreleri kısa olduğu için kitap okuma zamanları da kısa süreli ama gün içinde farklı zamanlarda tekrarlanarak planlanabilir.

3–6 yaş dönenimde gerek dil, gerekse bilişsel becerilerinin gelişmesi ile kitap okuma saatleri çok daha verimli geçebilir. Bu dönemde masallar, tekerlemeler, kısa hikâyeler ilgi çekicidir. Okul öncesi dönemde çocuklar tekrarları severler aynı masalı onlarca–yüzlerce kez okumanızı ya da anlatmanızı isterler ve her defasında da keyif alırlar. Bu tekrarların öğrenme üzerinde çok büyük etkisi vardır. En sevdiği kitabı siz ona okurken onlar ezberlerinden size hikâyeyi sanki okuyormuş gibi kelimesi kelimesine anlatabilirler. Bu dönemdeki kitapların yine bol resimli (resimler hikâye ile ilişkili, bakarak anlatacak şekilde özetleyici olmalıdır) ve az yazılı olması tercih edilir.

Çocuklar anne-babaları ile birlikte olmaktan, bir arada bir şeyler yapmaktan çok hoşlanırlar. Bu nedenle kitabı onların hayatının bir parçası yapmanın en etkili yolu birlikte okumaktır. Küçük yaştan itibaren kitap okurken sadece nesneleri değil, duyguları da tanıması için rehberlik etmek önemlidir. Böylece çocuk hem başkalarının duygularını anlama hem de kendi duygularını ifade etme becerisini geliştirecektir.

Kitap okurken hikâyedeki kahramanları özelliklerine göre seslendirmek, farklı tonlama ve mimikler kullanmak çocukların ilgisinin canlı kalmasını sağlayacaktır.

Bu dönemdeki çocuklara yönelik kitapların kolay çevrilen (anne-baba kitap okurken kitabın sayfalarını çocuğun çevirmesi önemlidir), hemen yıpranmayan sayfaları olmasına dikkat edilmelidir. Ayrıca farklı boyut ve şekillerdeki kitaplar bu dönemdeki çocukların ilgisini çekmektedir. Kitapta tekrar eden kelimeler varsa bunları okurken parmağınızla gösterip çocuğunuzun da tekrarlamasını isteyebilirsiniz.

Kitap seçiminde en önemli nokta kitabın konusunun, anlatımın çocuğun yaşına ve ilgi alanlarına uygun olmasıdır. Hikâye kitapları ve masalar kadar bulmaca kitapları, dergiler ve yaratıcılığı geliştiren etkinlik kitapları ile resimli ansiklopediler ile çocuğun kitaplığı zenginleştirmesi sağlanmalıdır. Anne-baba olarak bir belli alternatifler arasından çocuğun kendi kitaplarını seçme fırsatı verilmelidir. Böylece okumak daha keyifli olacaktır.

Kitap alırken mümkün olduğunca içeriğini kontrol etmek (şiddet vb temalar ile ilgili dikkatli davranmak), çocuğun kişilik ve değer gelişimini destekleyecek tarzda anlatımları tercih etmek önemlidir. Kitap seçimi için gazete, dergi ve internetten yararlanılabilir. Tanınmış yazarlar ve yayınevlerinin kitaplarını seçmek tercih edilebilir.

Kitabın anlatımı sade ve yazımı imla ve dil bilgisi kurallarına uygun olmalıdır. Resimler ise anlatılan konuyu özetlemeye yardımcı olmalıdır, böylece çocuk istediğinde resimlerine bakarak hikâyeyi anlatabilir.

Kitap okuma alışkanlığının etkili bir biçimde kazanılmasında en önemli rol her zamanki gibi anne-babaya düşmektedir. Küçük yaştan itibaren birlikte kitap okunarak geçirilen keyifli saatler, anne-babanın kitap okuması, kitabın günlük hayatın bir parçası olması çocuğun kitaba karşı olumlu tutum geliştirmesini sağlayacaktır.

Alıntıdır.

kitap 1

kitap 2

kitap3

kitap4

Okul Öncesi Dönemde Bilgisayar Eğitimi

01 Aralık 2012 Tarihinde minikyildizlar Tarafından yayımlandı

BilgisayarCocuk[1]

Bilgisayarla tanışmak ya da bilgisayar eğitimine başlamak için okulöncesi yıllar, çoğu eğitimci tarafından uygun dönem olarak değerlendirilmektedir. Öğrenmeyi kolaylaştıran etkenlerden biri olan ilgi ve merakın yoğun olduğu bir dönem olması sebebi ile okulöncesinde bilgisayar destekli eğitime başlanabilir. Bilgisayar okulöncesi eğitimde amaç değil eğitim sürecindeki çalışmaları destekleyen bir araç olmalıdır. Ayrıca bilgisayarın bir eğitimcinin ya da eğitim ortamının yerini tutamayacağı da unutulmamalıdır.

Bilgisayar kullanmak okul öncesi yaştaki çocukların gelişimini nasıl destekliyor?

Pediatrics dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre bilgisayar kullanan okul öncesi yaştaki çocukların okula hazır olma durumlarını ölçen testteki puanları diğer çocuklara göre 12 puan daha yüksek. Ayrıca bilgisayar kullanan çocuklar kullanmayanlara kıyasla gelişim testlerinde iki kat daha yüksek puan alıyorlar. Bilgisayar çocuğa rakamları ve sayıları öğreterek, özgüvenin artmasını da sağlayabiliyor.

Bilgisayar oyunlarını oynayan çocukların el-göz koordinasyonunu (farenin kullanımı, boyama, çizim çalışmaları vb.), problem çözme ve hızlı karar verme yeteneklerinin diğer çocuklara göre daha fazla geliştiğini de söyleyebiliriz. Çocuk günlük yaşamında ve eğitimi sırasında öğrendiği pek çok kavramı bilgisayar oyunları ile pekiştirebilir. Dikkatini yoğunlaştırmada güçlük çeken aşırı hareketli çocuklar ilgi çekici bir program karşısında daha uzun süre kalabilirler. Bu nedenle bilgisayar kullanımı, çocuğun dikkatini yoğunlaştırmasına yardım ederek eğitime katkı sağlayabilir.

Bilgisayar kullanmak okul öncesi yaştaki çocukların gelişimini nasıl engelliyor?

Bilgisayar, küçük çocukların günlük programında çok sınırlı bir yere sahip olmalıdır, çünkü çocukların büyümek ve gelişmek için harekete, konuşmaya, arkadaşları ile oyun oynamaya, hatta bazen de çatışmaya ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçların ise bilgisayar ile karşılanması mümkün değildir.

Sosyalleşme ve serbest oyunların, taklit ve canlandırma oyunlarının çocuklara empati kurmayı öğrettiği, yaratıcılık ve hayal gücünün gelişmesine katkıda bulunduğu ve sosyal gelişimi desteklediği bilinmektedir. Ancak ekran başında çok fazla zaman geçirmesi ve bilgisayarı “en iyi arkadaşı” haline getirmesi de zihinsel ve sosyal açıdan zarar görmesine neden olarak, gerçek anlamdaki oyun faaliyetleri ve çocukların sosyal gelişimleri olumsuz yönde etkilenmektedir. Bilgisayar, aktif ve sosyal deneyimlerin yerine geçmemelidir. Örneğin çocuk altında – üstünde gibi kavramları öğrenirken, kendisi masanın altına girerek, üstüne oturarak ya da oyuncağını koyarak daha iyi öğrenir. Ancak alfabe, sayı vb. öğretimi gibi alanlarda bilgisayar kullanmak daha eğlenceli olabilir.

Aile bilgisayarın çocuğun davranışlarını olumsuz etkilediğini görüyorsa hemen bir uzmana gitmelidir. Bilgisayar çocuğun sosyal aktivitesini azaltıyor, depresyon, uyku problemi ya da ev ödevlerini yapmasını engelliyorsa bir problem olduğunun göstergesidir. Bu durumda bilgisayarı kapatmamız gerekebilir.

Son yıllarda bilgisayar oyunları oyuncaklara göre evlerde daha fazla oynanmaktadır. 1998 yılında Amerika’da 181 milyon bilgisayar oyunu satılmıştır. Son yıllarda yapılan araştırmalar bilgisayar oyunlarının çocukların öğrenmesinde -olumlu ya da olumsuz- büyük etkisi olduğunu ortaya çıkarmıştır. Özellikle şiddet içerikli bilgisayar oyunlarını oynayan çocuklar o oyun içerisinde geçen küfürlü cümleleri öğrenmekte ve şiddet içerikli fiziksel davranışları çok hızlı öğrenip uygulayabilmektedir.

Ayrıca araştırmalar bilgisayarların çocukları okumayı öğrenme veya insanlarla tartışmalara katılmaya hazırlamadığını da gösteriyor. Okuma becerilerini ve açık uçlu tartışma ve konuşma becerilerini geliştirmenin en iyi yolunun ise her zaman için insanlarla birebir ilişki olduğu belirtiliyor. Uzmanlar bilgisayarın elektronik bebek bakıcısı ya da eğitimde bir amaç olarak değil, çocuğun öğrenmesine yardımcı olan bir nesne, araç olarak kullanılması gerektiğini vurguluyorlar.

IMG_1555

Okul öncesi çocuğunuzun iyi bilgisayar kullanma alışkanlıklarını geliştirmesine nasıl yardımcı olabilirsiniz?

  • Kullanacağınız programları dikkatli seçin.
  • Programın çocuğunuzun yaşına uygun olmasına ve öğrenme deneyimi sunmasına özen gösterin.
  • Bilgisayarın çocuğunuzun gelişimsel ihtiyaçlarını engellemesine izin vermeyin. Çocukların gelişim ve ruh sağlığı açısından yaratıcı oyunlar ve hayal güçlerini kullanarak zaman geçirmeye ihtiyaçları vardır. Ayrıca karar vermeyi, sıra beklemeyi öğrenmeleri ve bir faaliyette uzmanlık kazanabilmeleri için yetişkinlerle ve diğer çocuklarla karşılıklı etkileşim kurmaları da gereklidir.
  • Çocuğunuz bilgisayar  kullanırken ona sorular sorun. “Bu oyun nasıl oynanıyor?”, “Buraya geldiğin zaman ne oluyor?”, “Hangi karakter konuşuyor?” gibi sorular  sorarak ekranda gördükleri üzerinde düşünmesini sağlayın.
  • Bilgisayarın çocuğunuzun fiziksel aktivite ve el-göz koordinasyonunu geliştirici faaliyetler yaparak zaman geçirmesini engellemesine izin vermeyin. Bilgisayar süresini kısıtlayın ve açık hava oyunlarını, el işi faaliyetlerini, okumayı, dans etmeyi, vb. teşvik edin.
  • Çocuğunuza hem bilgisayardayken hem de bilgisayardan uzak olduğu zamanlarda yaratıcılığını teşvik edecek yazılımlar ve web siteleri ile tanıştırın. Örneğin bilgisayarda okuduğunuz bir öyküyü daha sonra kağıda resimlemesini isteyin. Örneğin bir ortamdaki kayıp nesnelerin keşfedilmesine yönelik oyunlar gibi, çocuğunuzun başkaları ile yarışmak yerine onlarla birlikte oyun oynayabileceği programlar bulun.
  • Çocuğunuzu kardeşi ve arkadaşları ile birlikte oynamaya teşvik edin ve video oyunlarını etrafta oynayacak hiç kimse olmadığında zaman öldürmek amacıyla kullanmasını teşvik etmeyin.
  • Bilgisayarı çocuğunuza paylaşma ve sıra beklemeyi öğretecek bir araç olarak kullanın.
  • Oyun seçimlerine ya da oyunun oynanmasında hakimiyet kurmasına izin vermeyin.
  • Sizin de oynayıp oynayamayacağınızı sorun. Ebeveyn olmanız eğlenceye katılamamanız anlamına gelmez. Çocuğunuzun oyunu size “öğretmesine” izin verin. Örneğin fon grafiklerinin, karakterlerin seçilmesi gibi, çocuğunuzun kararlar vermesine ve yeni şeyler denemesine olanak verecek programlar bulmaya çalışın.
  • Çocuğunuzun önceden inceleyip onay vermediğiniz hiçbir oyun sitesine girmesine izin vermeyin.

Kaynaklar
Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Derneği
Dr. Ahmet Sakin, Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi
Ahmet Ömer Kacar ve Nurettin Doğan, Okulöncesi Eğitimde Bilgisayar Destekli Eğitimin Rolü

Çocuk Gelişiminde Müziğin Etkisi

17 Kasım 2012 Tarihinde minikyildizlar Tarafından yayımlandı

Günümüz koşullarında bilim ve bilgiye, dolayısıyla eğitime duyulan gereksinim hızla artmaktadır. Sanat yoluyla çocuğu eğitme konusu, en önemli eğitim yollarından biridir. 21. yüzyılda ortaya çıkan eğitim anlayışındaki yeniliklerin, çocuk gelişimi ve eğitiminde kullanılan anlayış ve yöntemler konusundaki en önemli yansıması, sanat alanında görülmektedir.

Müziğin eğitimsel işlevleri müziğin bireysel, toplumsal, kültürel ve ekonomik işlevlerinin düzenli, sağlıklı, tutarlı,etkili, verimli ve yararlı bir biçimde gerçekleşmesini ve gelişimini sağlayıcı tüm müziksel öğrenme-öğretme etkinliklerini, bu etkinliklere ilişkin planlama, düzenleme ve örgütlenmeleri ve bütün bunlara ilişkin yapı ve işleyişleri kapsar.Müzik özü itibariyle eğitsel bir nitelik taşır.Herkes müzikle ilişkisinin biçimine, yönüne, kapsamına ve derecesine göre ondan bir şey alır,bir şey edinir, bir şey kazanır.Müziğin insan yaşamındaki hemen hemen tüm işlevleri ancak eğitim (müzik eğitimi) sayesinde oluşur, değişir, gelişir ve yetkinleşir. Bu bakımdan müzikle ilişkili herkes, müziğin eğitimsel boyutuyla da az-çok ilişkilidir demektir.

Okulöncesi eğitim denilince hemen aklımıza ana okulları gelmektedir. Genellikle 3-6 yaş grubu çocukları bu okulların ana kaynaklarıdır. Çocukların daha bilinçli eğitilmeleri, yeteneklerinin ortaya çıkartılması, zeka düzeylerinin saptanması gibi belli başlı amaçları olan ana okullarının yararları kuşkusuz büyük değer taşımaktadır. Bu okullardan sonra temel eğitime başlayan çocuklar, gruplarına daha iyi uymakta, öğretmen, okul ve arkadaşlık kavramlarını bilerek geldikleri için daha bilinçli olmaktadırlar.

Müzik Eğitiminin Çocuk Gelişimine Etkileri

Müzik Okulöncesi dönemde verilen müzik eğitimi, çocuklara bazı kavramların ve değerlerin kazandırılmasında oldukça etken bir yoldur. Bunları sırasıyla ifade etmek mümkündür.

Ruhsal Gelişim

Okulöncesi müzik eğitimi, çocuğun psikolojik gelişiminde olumlu rol oynar. Müzik eğitimi yoluyla çocuklara, iyiyi, doğruyu ve güzeli kavratarak toplumsallaşması yolunda küçümsenmeyecek mesafeler alınabilir. Müzik eğitimi yoluyla ruhsal bakımdan doyum sağlayan çocuk, hem sağlıklı bir ruhsal gelişim hem de sağlıklı bir kişilik yapısı kazanma şansına kavuşmaktadır.

Kültürel Birikim

Müzik bir anlatım yoludur, anlatım ise dil ile gerçekleştirilir. Müziksel anlatım, ancak müzik diliyle ifade edilebilir. Müziğin, insanın ortak dili olması özelliğinden dolayı çocuğun kendi ülkesi ve başka ülkelerde yaşayan insan topluluklarını ve onların kültürlerini anlayarak evrensel kültürün temelleri oluşturulur. Kitle iletişim araçları yoluyla, insanların duygularını ifade etmede ve farklı toplumların kültürel özelliklerini yansıtan müzikler yayılmakta ve dinlenmektedir. Bu açıdan, müziğe bir kültür aktarması olarak da bakılabilir.

Çocuk kendi kültür ve geleneklerini müziği ve danslarıyla tanır, milli duyguları gelişir. Bu kültür ürünü olarak müzik, içinde filizlendiği toplumun tüm kültür öğelerini taşır ve bunları sürekli biçimde geleceğe iletir. Bu yönüyle müzik geçmişle gelecek arasında bir bağ kurar ve kuşakları birbirine bağlar. İnsanın yapısı ve yaradılışı gereği müzik, hoşlanma, keyif alma, neşelenme aracı olmanın çok ötesinde, insan için çok daha derin, köklü, kapsamlı ve anlamlı ilişkiler ifade eden bir yaşam biçimi, bir kültür ürünüdür. Eğitimin diğer safhalarında olduğu gibi, okulöncesi müzik eğitimi, çocuğa o ülkenin kültür değerlerini kavratarak toplumsallaşma sürecinde önemli bir rol oynar.

Sosyal Gelişim

Okulöncesi dönemde müzik eğitimi, çocuğa diğer çocuklarla beraberce mutlu yaşama alışkanlığını kazanmada yardımcı olur. Her çocuk çeşitli müzik etkinliklerinde yer aldığında, gerek şahsen ve gerek sorumlu bir üye olarak yaptığı grup çalışmalarında,bu amaca doğru yönelecektir. Bunun neticesi olarak da çocuk sosyalleşecektir.

Çocukların toplumsal etkinliklere katılma deneyleri oldukça azdır. Müzikal etkinlikler, çocuğa toplumsal ve sosyal bir ortama sokarak ferdi, grup ve toplu iş yapmalarını sağlayacağından, toplumsal etkinliklere katılma deneyleri artacaktır. Grup ve toplu çalışmalar çocuğa, toplu çalışma, düzenli ve disiplinli olma, çevresine uyum sağlama ve birlik içinde mutlu yaşama alışkanlıklarını kazandıracağından, çocuklar sosyalleşme sürecine gireceklerdir.

Zekâ Gelişimi ve Bakış Açısı

Okulöncesinde yapılacak müzik eğitimi,çocuğa yaşamı algılama,yorumlama, yaratıcılık ve düşünme sistemini geliştirme ve eğitme konularında etkili olacaktır. Okulöncesinde verilecek zengin bir müzik eğitimi, çocukların müzik anlayışlarının ve yeteneklerin gelişmesine yardım edeceği gibi, karşılaşacakları problemlerin ve olayların nedenini anlamada kolaylık sağlayacağı kabul edilebilir bir varsayımdır. Ayrıca yaşantıları da tedrici olarak geliştirilecek şekilde düzenlenirse daha iyi bir müzik anlayışı kazanacakları düşünülebilir. Müzik, sanat eğitiminin temel öğelerinden biri olup, zihinsel süreçlerin de bir ifadesidir.

Çocuklar, iç dünyalarında yaşadıklarını zaman zaman sözcüklerle anlatmada güçlük çektiklerinde müziği araç olarak kullanırlar. Müzik dinleyen çocuk,sessiz olmayı, dikkatini yoğunlaştırmayı ve müzik dinleyenlere sessiz kalarak saygı göstermeyi, sesleri tanımayı ve ayırt etmeyi öğrenmektedir. Farklı zamanlarda dinlediği müzikleri hatırlaması, dinlediği müzikte konu anlatıldığında konu ile müzik arasında neden-sonuç ilişkileri kurması, böylelikle bilişsel süreçlerin desteklenmesi sağlanmaktadır.

Şarkı söylemesi, çocuğun sesini kullanmayı öğrenmesini sağlamakta, şarkı sözlerinde bilmediği sözcüklerin anlamlarını kavramasına yardımcı olmaktadır. Birlikte şarkı söyleme, çocukların seslerini birbirlerine göre kontrol etmelerine, ortak bir uyum için çaba göstermelerine, aynı etkinliği paylaşmanın zevkine varmalarına katkıda bulunmaktadır. Böylelikle çocukların dil, sosyal ve duygusal gelişmeleri desteklenmektedir.

Müzik aletlerini kullanırken çocuk, enerjisini olumlu yollarla dışa yansıtmakta sesleri keşfetmekte kendi ritimlerini yaratmakta ve çalgı çalma becerisi kazanmaktadır. Bu da çocuğun başarı ve güven duygusunu geliştirmektedir.

Psikomotor Gelişim

Müzik etkinlikleri çocuğun psikomotor gelişimini de etkilemektedir. Örneğin,müzik aletleri kullanan bir çocuğun büyük ve küçük kas gelişimleri desteklenir. Enstrümanlar çocukların psikomotor gelişimlerinde önemli olan koordinasyon, güç ve tepki hızı gibi kavramların gelişimine yardımcı olmaktadır. Çocuğun müziğe, vücut hareketleriyle tepki vermesi, müziğe uygun dans figürleri oluşturmaya çalışması, müziğe sesiyle eşlik ederek, sesini tanıması bilişsel ve psikomotor gelişimine katkı sağlamaktadır.

Okulöncesi Eğitim Kurumlarında Müzik Eğitimi

Okulöncesi eğitim kurumlarında müzik etkinlikleri planlanırken çocukların, özellikleri, ihtiyaçları ve hazır bulunuşluk düzeyleri dikkate alınmalıdır. Daha sonra çocuğa ve gruba uygun amaçlar, etkinlikler belirlenmelidir. Müzik etkinlikleri bireysel veya grupla beraber yapılabilir. Ritim çalışmaları gibi bazı çalışmalar başlangıçta bireysel olarak yapılabilir. Grup çalışmaları ise büyük veya küçük grup şeklinde yapılabilir. Çocuklar büyük grupla çalışırken dikkatleri çabuk dağılabilir, çabaları, hataları, olumlu veya olumsuz yönleri gözden kaçabilir.

Eğitim alanındaki yeni yaklaşımlardan biri olan 1983 yılında Howard Gardner tarafından (Düşünüş Biçimi: Çoklu Zeka Kuramı) adlı eserinde ortaya koyduğu “Çoklu Zeka Kuramı”, zekanın toplumlar ve eğitim üzerinde yıllardır sürüp giden etkisini, yani sadece dil ve matematik zekasını hesaba katan klasik zeka testi ve zeka tanımlamasını tarihe karıştırmıştır. Gardner, zekanın iki değil sekiz yönü olduğunu savunmuştur. Böylece sadece matematik ve dilde başarılı olanların değil, müzikte, sporda, dansta, iletişimde, doğada, resimde kendini gösterenlerin ve kendini iyi tanıyanların da zeki olduklarını savunmuştur.

Günümüzde eğitim ve psikoloji alanındaki gelişmelerle klasik testlerin çocukların değerlendirilmesinde yeterli olmayacağı, onların potansiyel yeteneklerinin de ortaya çıkarılması gerektiği görüşü vardır. Bu görüşten yola bir eğitim-düşünce içerisine değil de çok yönlü bir eğitim içerisinde olması gerekmektedir.

Gardner, müzikal zekadaki üstünlüğün, insan zekasının diğer bütün alanlarından daha önce ortaya çıktığına dikkat çekmektedir. Yapılan bazı araştırmalarda, müzik eğitimi ile yaratıcı zeka ve entelektüel görüşün gelişimi arasında paralellikler olduğu, olgunlaşmamış bir beynin müzik aktiviteleri ile zenginleştirildiğinde zeka kapasitesinin geliştiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Diğer bir çalışmada, 10 yıllık bir periyotta, 25.000 öğrenci üzerinde, standart testlerin uygulaması ile yapılan ölçümlerde, sosyoekonomik kökeni ne olursa olsun, müzikle uğraşan öğrencilerin, müzikle uğraşmayan öğrencilere göre daha başarılı oldukları ortaya çıkmıştır.

Bu görüşler doğrultusunda çocuğun özellikle okulöncesi dönemde yeteneklerinin ortaya çıkarılması, öğretmenin öğrenciyi çok iyi tanıması ve müzik-resim gibi sanat alanlarında kendini yetiştirmiş olması gerekmektedir.

Öğretmen çocuğun dünyasına seslenip, onunla sağlıklı iletişim kurması gerekir. Çocuğun müziğe olan ilgisini devamlı kılıp, geliştirmek, öğrenciye sevgi ile yaklaşmak, en az müziği iyi bilmek kadar gereklidir.

Kaynak
Yavuz Şen, Atatürk Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.